Showing posts with label Çevre. Show all posts
Showing posts with label Çevre. Show all posts

October 18, 2010

Uppsala'da Sonbahar


Burda sonbahar tanımı azıcık farklı. Aslında kış bana göre bildiğin, sabahları -2 derece ama kar yağmadığı ve güneş olduğu sürece sonbahar diyo isveçliler. Kara kara düşünüyorum -20 lerde nasıl hayatta kalıcam diye. Hali hazırda lahana gibiyim çünkü. Bisiklet sürerken bazı bazı ellerimi hissetmiyorum, güya çift eldiven takıyorum.



Üşümekten yoruluyorum bazen (üşüyoruz reyizz CcC). Ama buranın doğası o kadar güzel ki, gene de soğuğa nanik yapabiliyor insan. Dün harika bi pazar günüydü, evet sabah -3 dereceydi ama güneş olan hergün için hoplak zıplak ortalarda gezinebiliyorum. Bizim bölümden, fotoğrafçı arkadaşımla sabahın köründe kaldığımız yurdun hemen arkasındaki ormana gittik. Kocaman bir orman, bi de minik ağaçtan evler var her yerde. 


Ormanın dışında böyle kocaman yürünecek yollar da mevcut, kocaman alanlar. Kendimi resmen bi film sahnesinde hissettim. Aynı "Everything is Illuminated " filmindeki gibi. Beriki evde yaşlı kadını bulucaz, bize tarçınlı çayla, püsküüüt ikram edecek hissiyatı...


Arkadaşın envai çeşit objektifi, tripodu herşeyi tastamam. 200 mm objektifiyle bu kuşileri çektim ben de, çok zevkli! Türünü bilmiyorum malesef. Bu arada kuşları uçarken çekmek çok zahmetli iş, denedim, beceremedim. Daha artistik, kocaman objektif gerekiyor, neredeyse benim ağırlığım kadar. Ben daha anca iso, aperture, shutter seviyesindeyim tabi. Ehehehe


İlerde baktık bi at çiftliği var, oraya gidelim atları çekelim dedik. 


Böyle böyle sonbahar geldi. Buralar bi iki aya karla kaplancak asıl o zaman seyreylicem gümbürtüyü. Tırsıyorum kıştan evet...

August 29, 2010

Nükleer Mi Temiz Enerji Mi?

Kesinlikle izlenmesi gereken bir video!

TED:Debate: Does the world need nuclear energy?

August 17, 2010

Türkiye Su Meclisi

Daha geçenlerde HES'lerle ilgili ayrıntılı bir yazı yazmıştım. Bu bağlamda kurulan "Türkiye Su Meclisi" nin internet sitesine bir girip, su manifestosunu okumanızı öneririm. 



August 15, 2010

HES (Hidroelektrik Santral) ve Ötesi





Nedir bu Karadeniz bölgesindeki HES davası efendiler? Çevrecilerin gene yapacak işleri yok, ayaklanıyorlar mı boş yere peki gerçekten ayaklanmak, hatta bu olaya dikkat çekmek için çıplak çengi mi oynatmak lazım? Evet efendiler, çok hassas hatta sinir bozucu bir konu bu. Özellikle Türkiye'nin doğasının amiyane tabirle "içine edeceği" için daha da möhim bir konu. Bir takım ÇEVRECİ tiplerden daha öte hatta.


Çevre işiyle alakadar olmasam, ben de bana ögretildiği şekilde sudan enerji elde edilmesinin zararsız olduğunu düşünürdüm şüphesiz. İşin temeli artan nüfus, onu bir şekilde kısa vadede kontrol edemiyoruz, o zaman enerji ihtiyacımızı nasıl karşılamak gerekiyor? HES'lerin kurulum maliyeti yüksek, işletme maliyeti düşük.  Nükleer santral gibi atıkları radyoaktif değil hatta atığı yok (!)? Yenilebilir enerji kategorisinde kabul ediliyor, nehirden faydalanıyor, BOŞA akan suyu kullanıyor. Termik santrallerle karşılaştırdığımda ise cennetlik. İlk bakışta herşey mükemmel görünüyor, hakikaten. Eh o zaman bunca kızılca kıyamet neden kopuyor? Her HES zararlı mı?


Teknik bilgilerle TRT açıköğretim oturumunu açacak olursam, hidroelektrik santraller, potansiyel enerjiyi elektrik enerjisine dönüştürme prensibi ile çalışır. Bunlar ise kendi aralarında "Baraj Tipi" (depolamalı) ve "Nehir Tipi" (depolamasız) olmak üzere ise ikiye ayrılır. Başka bir sınıflandırma ise santrallerin güç durumlarına göre yapılır ki: 


mikro (1 KW-200 KW)
mini (200 KW-1 MW)
küçük (1 MW -10 MW)
orta (10 MW-50 MW) 
büyük (50 MW ve üzeri) olmak üzere beş grupta toplanır (Aslan ve diğ., 2004).


Nehir tipi HES'ler küçük ve orta ölçekli santraller olduğundan sevgili devlet babamız tarafından "Yetersiz yeeenim, yetersiz, baraj tipi yapıveee sen hele" muamelesine maruz kalırlar. Halbuki güzel bir planlamayla, nehirdeki mevcut ekosistemi yok etmeden de nehir tipleriyle de gayet güzel enerji elde edilebilir. Ama niyetimiz en kısa zamanda en çok enerji olduğu için, biz her zaman planlamayı göz ardı ederiz. Hatta ve hatta EİE (Elektrik İşleri Etüt İdaresi) tarafından akım ölçümleri yapılan, yüzölçümü 1000 km² 'den küçük 1515 havzada, 0.1-10 MW arası kurulu güçle çalışacak santrallerle 33000 GWh/yıl enerji üretilebileceği öngörülmektedir (Akpınar, 2005). Değerler ülkenin enerji ihtiyacının büyük ölçüde nehir tipi HES'lerden karşılabileceğimizi bize yeterince gösteriyor zaten de dinleyen kim. "Bak sonra evimde ışıksız kalırsam senin evini basarım heee" demeyin, hesaplayın, kitaplayın, reca ederim. 


Baraj tipleri nehirdeki tüm suyu çektiği ve CAN suyu falan bırakmadığı için (ne can'i gözünü seveyim, yazın derede su kalmadı çekile çekile) çok büyük bir tehlike arz ediyor. Özellikle Karadeniz gibi bir bölgede sevgili meslektaşlarım tarafından, yalap şap yazılan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporları işi iyice dallanıp budaklandırıyor. Gelişigüzel her yere baraj tipi HES yapılması, işin içinde bir çapanoğlu olduğunu yeterince gösteriyor zaten. Bölgenin harika ekosistemini, canlıları düşünen yok. Yani olay çevreci tiplerden, boş yere yaygara'dan öte bir hadise. Tepki gösterilmezse "Ah yivrieem ah buralar beylee yeşillikti, bağ idi, bostan idi, çay toplar idik, ot yolar idik, akarsular şırıl şırıl akar idi, herşey bol idi" denilen günler yakında. Hakikaten soruyorum kendime, bu ülkede güzel olan her şey neden yıkılmak zorunda? Mutlu olduğumuz iki yeşilliğimize, derelerimize, suyumuza neden el uzatılmak zorunda? Sorguluyorum da bulamıyorum. Herkes gider mersine biz gideriz tersine galiba? "Evlat, sen daha bu ülkede neler göreceksin, gençliğimizde biz de kızardık, sonra alıştık!" demek istemiyorum. Yamuluyor muyum?


July 27, 2010

Plastiki



Bankacılar varisi David de Rothschild. BP kalantor Ceo'su sorumluluğundan kaçarken, İngiliz zengin oğlan David ise San Francisco'dan Sidney'e geri dönüştürülebilen plastikten teknesiyle ulaşmış. Bu da websitesi:

Aymazlığın Böylesi



Bildiğiniz üzere geçtiğimiz aylarda BP'nin, Meksika Körfezi'ndeki petrol kulesi patladı. Petrol sinsice yayılıp, ekosistem'in içine ederken, BP kalantorları da bu pisliği nasıl temizleyeceklerini düşüneduruyorlardı. Peki ya Tony? Baş kalantor, havyar beyinli Tony ne dedi?


BP'nin Ceo'su Tony Hayward açıklamasını aktarıyorum:

"Hayatımı geri istiyorum, ben de çok yoruldum"

"Yoruldum, oğlumla yat yarışına katılazaaam, size ne lan, kroyum ama para bende, naber çemçük ağızlılar HA HA"

Ekim ayında koltuğundan vazgeçiyormuş bu zat. Meksika körfezinin içine eden şirketin başında CEO olup, sorumluluklardan kaçabilirsin Tony. Bilesin ki bugün yediğin ıstakozlar, yarın birgün gelir dötünü tırmalar.

July 26, 2010

Gözlerimi Kaparım, Vazifemi Yaparım



Hayır efendim, gözlerinizi açık yapın şu vazifenizi, reca ediyorum. Göz göre göre nükleer'e imza atmayın misal. "Yaee yeeeenim, elektrik getireceeen mi baa, bu göyün ihtiyacını karşılayabilcen mi ucuz?" derseniz, evet derim ağalar beyler. Rüzgar derim, güneş derim. "Bırak bu baldırı çıplak gırinpiss ayaklarını, pis entel" deyip kitleleri üzerime salarsanız, bi durun düşünün derim.

"Ucubik gollum olmak, çiğ balık yiyip, ortalarda gulyabani gibi dolaşmak istiyorum, evet kendimi durduracak değilim" akımındansanız durduramam sizi. Ama şöyle "yemyeşillik içinde, kuş böcek sesi, taze taze sebze meyve, hava güzel oh yaşadığımı anladım, iyi ki atmamışım o plutonyumu ormana" akımındansanız evet size birincilik telini veriyorum. Kafamın tasını attırmayın, üşenmeyin kompost yapın, bakın hayatınız düzene gircek, esah dedim bahH!!! Ayırın çöplerinizi. Sonra "Aa bah bah geçen Alamanya Kölün şehrine gittim, adamların düzeni bi başka yauğğ, herşeyleri ayırıyolla, bi sürü park bahçe, gidecem oraya, yerleşecem, medeniyet" diye gelmeyin, kulaklarımdan ateş fışkırıyo sonna. Özenmeyiniz, bayinizden ısrarla isteyiniz.