Showing posts with label Eğitim. Show all posts
Showing posts with label Eğitim. Show all posts

August 17, 2010

Ey Türk Gençliği

Bizim nesil, yani 80 nesli çocukları, iş, güç, kariyer konusunda epey şanssız diyebilirim. Neden derseniz çoğumuz kabulleniyoruz önümüze geleni. Çoğumuz sadece üniversiteye girmiş olmak için giriyoruz, bir daha sınavlara hazırlanmak, varsa istediğimiz bölüme girmek için kasmıyoruz kısacası, garantimiz yok. Zaten bilmiyoruz da ne okumak istediğimizi, nereden bilelim, biz birey değiliz bir orduyuz. “Malazgirt savaşı Anadolu’nun kapılarını açtı”dan öte tarih bilgimiz, endoplazmik retikulumdan da beri biyoloji bilgimiz yok.  “Eğitimimiz çok ezbeaar yaee” konusuna girmeyeceğim bile, sıtkım sıyrıldı o cümleden zira.

Üniversitenin ilk yıllarında sosyal ortamı görüp çıldıran türk gençliği, semerinden boşanırcasına kendini aktiviteye veriyor, bölümüyle ilgili araştırmıyor, okumuyor. Kendini keşfediyor daha, hobilerinin önemini kavrıyor. Hala lise mantığı ile işleyen üniversitelerden bu şekilde, kafası karışık paldır küldür mezun oluyoruz. Yalan mıyım efendiler? Öyle…

Mezuniyetten sonra hasbel kadel işe giriyoruz, şikayetler de ardından geliyor. Şikayet olur tabi, azıcık maaşa, insanlıktan çıkarcasına çalışıyorsunuz.  Tut ki ikinci üniversiteyi okumaya karar verdik. Bu sefer devlet baba “hey sen, okuma meraklısı piç, özet geç ve iki kat harç öde” diyor. Başka bir senaryoda ise, sevdiğimiz işi yapmak istedik, ona giden yolda yüksek lisans’a kaldık. Bir danışman size hayatı dar ediyor, projede çalışırken paranızı geç ödüyor, çocuk gibi kandırıyor sizi. Bir Nuri Alço edasıyla “Gel yavrum, gel evladım, benimle çalış, tezini benimle yaz, sana iş de ayarlıcam, Emerika’ya da yollucam” diyor sonra bir bakmışınız kimsecikler yok ortada. Siz de kendi yolunuzu, kimseye güvenmeden kendiniz çizmeye çalışıyorsunuz. Üretmek, çalışmak isterken, tatminsiz ve egosu tavanda akademik insanlardan, godoş patronlardan yorulmuşunuz, öylece durmak istiyorsunuz. Beynin en ufak bir kıvrımı çalışmak istemiyor. Mücadele etmek lazım tabi ki fekat boşa kürek çekiliyor gibi hissediyorsunuz bir an. “Karamsar olun, herşey çok kötü” diye düşünün diye yazmadım, kaldı ki “benim hala umudum var, isyan etsem de istediğim kadar”. Ama öyle noktalara geliniyor ki, sabrınız kalmıyor. 

Deli cevat kıvamında yolumuza devam edelim o zaman. Hububat fiyatları? Haklısın Cevat abi öyle olmalıdır.




August 1, 2010

Çocuklar ve Ebeveynleri

Bir tahıl ambarı olan ülkemizin durumu malum. Bir sürü kafası karışık mezunlar ordusu. İstediğini okuyamamış binlerce mezundan biriyseniz durum ortada, kararsızsınız ve işsizsiniz. Bi bakmışınız hala ailenizle oturup ve dahi onlarla tatil yapıp gelen misafirlere ise domestiklik servisi vermektesiniz (bkz: kıssımçaykoyakabindedemle). İş görüşmelerinde “5 yıllık kalkınma planımı yaptım, hayatımın her metrekaresini planladım, büyümüş bi insanım, zekiyim, sosyalim, sempatiğim” diyemiyorsanız, eh haliyle onlar da size “ hadi anam hadi, gittiğin yeri güldür hadieeee” diyiveriyorlar. 

Mezun olur olmaz ne yapacağımı bilememiş bir semizcik olarak,"hemen master’a başlayayım o sırada ne istediğime karar veririm" diye düşünüyor idim. Bu sırada  “gerçek iş bulana kadar kendi kendimi geçindiririm” düşüncesiyle özel ders vermeye başladım.

Tesadüfen bir öğrenci buldum. Güzel başladık, bir iki derken birden artmaya başladı öğrencilerim. Onları kuzucuklarım olarak görüyor, bir Adile Naşit edasıyla yaklaşıyordum. “Nasıl daha etkili olabilirim, süper yapıcam hepsini ziahaha” aşamasına geçtiğim an Adile Naşit’likten çıkıp, hırslı bir banka mödiresi velisi tandansını yakalamıştım içimde. Ailelerden öyle bir beklenti vardı ki bana karşı, bütün sorumluluğu bendeydi çocuğun. “ Ay eti benim kemiği sizin semizotu hanım” şeklinde yaklaşımlar mı dersiniz, eve girdiğim an önüme gelen pastalar, börekler mi… Aslında hayat bana güzelmiş yani, vay nankör pij, ne şikayet ediyosun, yolunu bulmuşun işte.

Elbette ki herşey güllükgülistanlık değildi, ders anlatmak yanında çocukların dertleriyle uğraşmak da gerekiyordu. Bir öğrencimin velisi vardı ki, çocuk düşük not aldığında benim önümde aşağılıyordu öz evladını (yivrieeeeem). Onun dışında babası kendisi işine adamış bir zat-ı muhterem idi, eve para getirse de, evlatlarına duygusal katkısı azami ölçülerde olan bir babaydı. Öğrenciye Ali diyelim, Ali’nin özel hocaları bol bol, biri gidiyor biri geliyor ama ailesi gerçek manada çocuğun sorunlarını dinlemiyor, umrunda bile değil. Çocuk da kendisini yemek yemeye adamış, şiştikçe şişiyor. Derslerde kah profiterole yumuluyor, kah bir Big Mac menü götürüyor (vay tosunuma). Beni bile yemesinden korkuyor, içten içe tırsıyordum.


Evlerine gide gele, o gergin aile ortamında anladım ki her ailenin çocuk yetiştirme anlayışı farklı, ondan duygusal sorunlu bir ton insan var etrafta. Sevmeyi bilmeyen, huzursuz aile sayısı hatsafhada. Çocuklar büyüyor işe giriyor efendime söyleyeyim dost meclisi ortamlarına giriyor, tutunamıyor. Dengesiz ve dahi birtakım paranormal aktiviteler içinde oluyor kendileri. Kalantor patron oluyor, kararsız yeni mezunlara iş vermiyor misal, gıcık patron oluyor. Kız / erkek arkadaşı oluyor, sevmeyi bilmiyor, sorunlardan zevk alıyor ilişkideki (ay deli). Hayatının her alanında bir tatminsizlik söz konusu. Vre sen çocuğa geym boy al hemen, piespi al, özel derslerle eve tık, nolaaacağdı? Biraz sevgi göster çocuğa hağnııımm. Sal çocuğu sokağa, oynasın. Kaç çocuk mu yetiştirdim? Ohooo, başa dönüyoruz bakh!


Tespit ettim yazdım.